Düzenli egzersiz anksiyete riskini azaltıyor



İsveç’te yapılan yeni bir çalışma, düzenli egzersiz yapanların anksiyete geliştirme risklerini neredeyse yüzde 60 oranında azaltabileceğini buldu.


Düzenli egzersiz anksiyete riskini azaltıyor

‘Frontiers in Psychiatry’ dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, 21 yıl boyunca takip edilen bir grupta fiziksel olarak daha aktif bir yaşam tarzına sahip kişilerin anksiyete bozuklukları geliştirme riskinin neredeyse yüzde 60 daha düşük olduğunu gösterdi.

İsveç’teki Lund Üniversitesi’nden araştırmacı Martine Svensson, “Fiziksel olarak aktif bir yaşam tarzı ile daha düşük kaygı riski arasındaki bu ilişki hem erkeklerde hem de kadınlarda görüldü.” dedi.

Tipik olarak bir kişinin yaşamının erken dönemlerinde gelişen anksiyete bozukluklarının dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediği tahmin edilmektedir ve kadınlarda erkeklere kıyasla iki kat daha yaygın olduğu bulunmuştur.

Çalışma, her iki cinsiyette de şimdiye kadar yapılmış en büyük araştırmalarından biri olarak yaklaşık 400 bin kişiden alınan verilere dayanmaktadır.

Düzenli egzersiz anksiyete riskini azaltıyor #1

ANKSİYETE İLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN İPUÇLARI

Hepimiz hayatın bir noktasında kaygı hissederiz. Ailevi sorunlar, finansal zorluklar ve yeni durumlar, genellikle huzursuzluk veya zihinsel kaygılara yol açar. Bunlar hepimizin yaşadığı normal şeylerdir ancak bu durumlarda endişe hali büyüyebilir ve anksiyete bozukluklarına yol açabilir.

Anksiyete ile mücadele etmek için şu yaşam tarzı değişikliklerini uygulayabilirsiniz:

– Etrafınızı sizi gülümseten ve birkaç dakikalığına hastalığınızı unutturan pozitif insanlarla çevreleyin.

– Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün; dengeli beslenin, mümkün olduğunca egzersiz yapın, yeterince dinlenin.

– Yürüyüşe çıkın veya bisiklete binin, esneme hareketleri yapın.

– Akupunktur gibi alternatif bir tedavi hakkında doktorunuza danışın.

– Kişisel bir günlük tutmak ve duygularınızı yazmak, duygularınızı dışa vurmanın ve onlarla baş etmenin harika bir yoludur.

– Kafanızı dağıtmak için bir kursa kaydolun; resim, edebiyat atölyesi, kısacası düşüncelerinizi hastalıktan uzaklaştırmaya yardımcı olan her türlü faaliyet.

– Rahat şeyler giyin ama aynı zamanda kendinizi iyi hissettirecek şeyler giyin. Kendinizi kötü hissettiğiniz günlerde daha iyi görünmenizi ve hissetmenizi sağlayacak şeyler yapın.

– Eski veya yeni bir günlük rutini takip etmeye çalışın. Mümkünse, günlük aktivitelerinizi her zamanki gibi tutun.

– Gerekirse profesyonel yardım istedim.

– Hastalığı geçirmiş insanlarla konuşun.

Düzenli egzersiz anksiyete riskini azaltıyor #2

BİR PROFESYONELE NE ZAMAN GÖRÜNMELİ?

Uzmanlar, daha net tanı kriterlerine sahip bir patoloji olan anksiyete bozukluğunun bir belirtisi olarak endişe halini ayırt etmenin önemini vurgulamaktadır. Anksiyete bozuklukları yaşamın bir noktasında toplumun yaklaşık yüzde 20’sini etkiler ve genellikle birinci basamakta tedavi edilir ve en ciddi vakalar psikiyatri birimlerine sevk edilir.

Normal veya fizyolojik kaygı, aşağıdaki yönlerden patolojik olandan farklıdır:

Fizyolojik Kaygı

Günlük yaşam tehditlerine karşı bir savunma mekanizmasıdır, çevresel bir duruma tepkidir, uyum sağlama işlevi vardır, performansı artırır, daha hafiftir ve psikiyatrik bakım gerektirmez.

Patolojik Kaygı

Günlük yaşama yeterli tepkiyi engelleyebilir, onu tetikleyen durumla orantısızdır, uyumsuz bir işlevi vardır, performansı kötüleştirir, daha şiddetlidir ve psikiyatrik bakım gerektirebilir.

Anksiyete kendini panik atak şeklinde gösterebilir. Nöbetler taşikardi, terleme, nefes darlığı, baş ağrısı, baş dönmesi ile aniden ortaya çıkabilir. Bu nöbetleri yaşayan kişiler genellikle ölecekmiş gibi hissedip hastaneye başvururlar.

Bu krizlerin kadınlarda çok daha sık görüldüğü ve oldukça önemli bir kalıtsal temele sahip olduğu bilinmektedir. En yaygın profil, 20 ila 30 yaşları arasındaki genç bir kadının profilidir.

Anksiyete, günlük yaşama çok önemli bir şekilde müdahale eden bir hastalıktır. Nöbet geçirme riskinin farkında olan hastaların yüzde 70’i araba veya metroya binmek gibi durumlardan kaçınma eğiliminde olabilirken, en ciddi vakalarda evden yalnız çıkamayan hastalar bulunuyor.

Ayrıca kronikleşme ve tekrarlama eğilimi yüksek bir patoloji olduğundan psikolojik ve farmakolojik tedavi gerektiriyor. Özel ilaçların verilmesi ve bilişsel-davranışçı psikolojik terapi, zamanında önlem alındığı sürece vakaların çoğunun başarılı bir şekilde tedavi edilmesini mümkün kılıyor. Ek olarak, çoğu durumda depresyon, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), aşırı alkol tüketimi gibi diğer bozukluklarla ilişkili olabiliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir